Kıbrıs Otelleri

Kaya Artemis Otel

Kaya Artemis Otel:

Kaya Artemis oteli detayları hakkında yazmadan önce hemen hatırlatalım: Survivor’ın final bölümlerinin KKTC’nin Bafra bölgesinde bulunan Kaya Artemis otelinde çekileceğini duyan Türk tatilciler, 726 odalık oteli doldurdu.

Artemis Otelinin Kapasitesi: 726 toplam odalı, 1600 toplam yataklı, 68 suit odalı, 654 standart odalı, 4 kral suit. Deniz, bahçe manzarası var.

Oda Detayları: Telefon, müzik yayını, balkon, minibar, elektronik anahtar-kart sistemi, kasa, internet bağlantısı, modem girişi, ISDN, kablo tv, uydu tv, merkezi klima, duş, banyo odası, wc, saç kurutma makinası, banyoda telefon, yangın alarm sistemi.

Genel Özellikler: Bahçe, tv odası, internet , berber, kuaför salonu, çamaşırhane, kuru temizleme, uyandırma servisi, market, sinema, 24 saat oda servisi, gazino, devamı »

içelin tarihi

MERKEZ İLÇE: İçel İli’nin merkez ilçesi Mersin’dir. Mersin’in 3 km kuzeybatısındaki Yümüktepe Höyüğü’nde yapılan kazılarda, yöredeki yerleşmenin Neolitik Dönem’le başlayarak İslam Dönemi’ne kadar kesintisiz sürdüğü saptanmıştır.

Mersin yöresini, İÖ 1650-1200 arasında Hititler’in, daha sonra Dorlar’ın yerleşim merkezi edindikleri bilinmektedir. Bir Dor kolonisi olan Soloi, yörenin yakınlarında kurulmuştur. İÖ 546′da Persler aynı yöreye yerleşmiş ve İÖ 331′e değin burada kalmışlardır.

İÖ 333′tePers İmparatoru III. Dareios’ un ordusunu yenen İskender’in İÖ 323′te ölmesiyle Selökidler, yörede egemenliği ellerine geçirdiler (İÖ 301). Bu dönemde, günümüzdeki Mersin Kenti’nin yerinde Zephyrium adıyla anılan bir yerleşme yeri olduğu saptanmıştır. Selökidler’in giderek zayıflaması üzerine, İÖ 101′den başlayarak, yöre Roma yönetimine geçti. Bu dönemde Pompeius, deniz korsanlarının Eski Soloi’ye yerleşmesine izin verdi ve kasaba Pompeio-polis adını aldı.

İÖ395′ten sonra, Mersin yöresi Bizanslılar’ın elinde kaldı. VII. yy’da, Halife Ömer döneminde, Mersin ve çevresi Arap akınlarına sahne oldu. Emevi Halifesi Abdülmelik döneminde Araplar’ın eline geçen kent, X. yy’da yeniden Bizans yönetimine girdi.

XI. yy ortalarında Selçuklular, Mersin ve çevresinde üstünlük sağladılarsa da, Haçlılar’ın kurduğu kontluklardan destek alan Ermeni (Rupenyan) Prensliği 1080′de yöreyi egemenliği altına aldı. 1375′te ise Memlukler’e bağlı bazı beylerin yönetimine girerek, 1516′da Yavuz Sultan Selim’ce alınana değin, onların elinde kaldı.

Kavalalı Mehmed Ali Paşa ayaklanması sırasında, oğlu İbrahim Paşa, Mersin’i Mısır topraklarına kattı. Ancak 1839 Kütahya Antlaşması ile Osmanlılar yörede yeniden egemenlik kurdular.

Mersin, 1855′ten başlayarak, Çukurova’ nın başlıca iskelesi durumuna geldi. 1840′ta Adana Eyaleti’nin Tarsus Kazası’na bağlı Gökçeli Nahiyesi’nin bir köyü iken, 1851′de aynı kazaya bağlı bir nahiye merkezi oldu. 1864′te, Tarsus’tan bağımsız olarak, Halep Vilayeti Adana Sancağı’nın, 1877′de de, Adana Vilayeti Adana Sancağı’nın bir kazası durumuna geldi. 1888′de ise Mersin sancak, Tarsus onun kazası oldu.

Kamus ül-Âlam’da Şemseddin Sami, Mersin’e ilişkin şunları yazmaktadır:

“Adana Vilayeti’ne bağlı sancak merkezi bir kenttir. Kentte, 1 cami, 4 kilise, 2 medrese, 1 rüştiye, 2 ilkokul ve Müslüman olmayanların okulları vardır. Toprak ve tarım ürünleri tahıllar, baklagiller, çeşitli meyve ve sebzelerdir. Ormanlarından elde edilen kereste, Mısır ve Şam’a satılır. Mersin Sancağı, Adana Vilayeti’nin 5 sancağından bindir. Sancak, Mersin Merkez Kazası’yla Tarsus’u kapsar.” devamı »

HATAY İLİNİN TARİHİ

MERKEZ İLÇE ANTAKYA TARİHİ: Hatay ili’nin Merkez ilçesi Antakya’dır. İlçedeki ilk yerleşim, Orta Paleolitik Dönem’e değin uzanır. Yörede, İÖ Ill.binde Akadlar, Il.binde Hurriler yaşamış ve bölge İÖ XVII.yy’da Hititler’in eline geçmiştir. Daha sonraları, Asurlar ve Persler yörede egemenlik kurmuşlardır, İÖ 333te Büyük İskender Pers İmparatorluğu’nu yıkmış, imparatorluk toprakları, onun ölümünden sonra, dört komutanı arasında paylaşılmıştır. Bu dört komutanın en güçlüsü olan I.Selevkos Nikator, İÖ 312′de Antigonos’u yenerek Selökid Devleti’ni kurmuştur.

Antakya Kenti de (Antiokheia) I.Selevkos Nikator’ca İÖ 305-300′de, oğlu I.Antiokhos Soter adına kurdurulmuştur. Kentin ilk halkı, daha önce Antigonos’ca kurulmuş olan Antiokheia’nın çok yakınındaki Antigoneia’dan getirilmiştir. Antiokheia kısa sürede gelişip SeİÖkid Devleti’nin başkenti olmuştur. Dört büyük mahalleden oluştuğu için kente ‘Tetrapolis” de denilmiştir.

Antakya, Hititler Dönemi’nden bu yana, çok önemli ticaret yollarının geçtiği bir yörededir. Kent, bu özelliği dolayısıyla, Antik Dönem’in güçlü devletleri olan İran, Mısır ve Roma’nınsürekli saldırılarına uğramıştır. Pompeius’un kenti İÖ 64te Roma’ ya katmasından sonra,daha dalgelişerek ekonomik ve siyasal bir merkez durumuna gelmiştir.
İsa’nın ölümünden sonra, havarilerinden Aziz Pierre Antakya’ya gelmiş, burada Hıristiyanlık’ı yaymaya çalışmıştır. İlk “Hıristiyan” adı burada verilmiş, ilk Hıristiyan kilisesi de burada kurulmuştur. Bu nedenle, Papa, Antakya’yı 1963′te hac yeri ilan etmiştir. Doğu Piskoposluğu’nun yönetim merkezi olan kent, Sasanlı Devleti’nin gelişmesi ve Nasturi Kilisesi’nin Bizans Kilisesi’nden ayrılması üzerine etkinliğini yitirmiştir.

395′te Roma İmparatorluğu bölününce, Antakya, Doğu Roma sınırları içinde kalmıştır. Bu dönemde, kent Bizanslılar ve Müslüman Araplar arasında sık sık el değiştirmiştir. Sürekli savaşlara sahne olan kent, büyük çaptaki 6 deprem ve 2 yangın sonucu, iyice yıkıma uğramıştır. Daha sonra sırasıyla, Selçuklular’ın, Haçhlar’ın ve Memlukler’in eline geçen kent, 1517′de Yavuz Sultan Selim’ce Osmanlı Devleti’ne katılmıştır.

XIX.yy sonlarında Şemseddin Sami Antakya’yı şöyle anlatır:

“Halep Vilayeti Merkez Sancağı’nabağlı bir kazadır. Kaza nüfusu 16.816′dır. Bunun yaklaşık 3.000 kadarı Hıristiyan ve Yahudi olup, kalanı tümüyle İslam’dır.

Limon, portakal, dut ve zeytin ağaçlarıyla kaplı verimli topraklarında pamuk da yetiştirilir. İpek ve zeytinyağı üretimi oldukça ileri düzeydedir.Ovalarının çoğu, aşiretlerin kışlaklarıdır.

Kazada ipek gömlek, bez, çarşaf, Trablus kuşağı, maşlah ve sabun üretilir. Kuyumculuk ve demircilik sanatları gelişmiştir. Kaza merkezinde 10 medrese, 1 rüştiye (ortaokul) ve 21 ilkokul vardır.”

Ali Cevad, ise, aynı yıllarda Antakya’yı şöyle tanımlar:

“Halep Vilayeti Merkez Sancağı’na bağlı bir kazadır. Kaza, 4 nahiye ve 310 köyden oluşur. Tüm kazanın nüfusu 62.750 olup, bunun 48.000′i İslam, kalanı Ermeni, Rum, Katolik, devamı »

İÇEL MERSİN

EVLİYA ÇELEBİ (XVII.yy): “(Tarsus) Takyenos yapısıdır. Ondan sonra İspanya istila edildiği tarihte (711) yemden yaptıran Tarsus bin Rum bin Bakan bin Sam bin Nuh’dur. Daha sonra Reşid tarafından onarılmıştır derler. Halife kol gücü ile fethedip tüm eski kapı ve duvarları yeniden onarmıştır. Adana Eyaleti’nde Sancakbeyi tahtıdır. Beyinin hassı 235.260 akçedir.
Kanun üzre cebellileri (zırhlı askerleri) ile 1.059 küçük tımar sahibive 43 büyük tımar sahibi vardır. Tümünün kanun üzre cebelli-leriyle paşasının askeri 2.200 olup nakîbüleş-rafı, şeyhülislamı, kethüdası, yeniçeri serdarı, dizdarı ve 45 askeri vardır. 150 akçelik kasaba olup sancağında toplam 5 kaza vardır. Tarsus’un doğusunda Kasun, kuzeyinde Bulgar Yaylası altında Ulaş,batısında Gökçeli ve Tırmız Kalesi ve onun batısındaki Elvanlar bu kazalardandır. Bu kazaların beşini de ziyaret ettik. Tarsus Sancağı’nda gördüğümüz kaleler bunlardır; Ramazan-oğlu Yaylası içinde Kasun Kazası’nda Külek Kalesi, Ulaş Kazası’nda Nemrun Kalesi, Gökçeli Kazası’nda Geriboz Kalesi. Tarsus Kalesi bir düzlük üzerinde denizden bir saat uzaklıkta daire biçiminde olup Halife Me’mun’un yapısıdır.Çevresi 5.000adım,iki kat sağlam bir kaledir. Tümüyle hendekle çevrilidir. Üç kapısı güneydedir. Geriboz kapısının iki yanında arslan, kaplan ve ejderha suretleri vardır ki insan görünce korkar. Avının üstüne konmuş bir doğan sureti vardır ki sanki canlıdır. Bu garip ve acayip eserlerin tümü mermer taşından yapılmıştır. Yine bu kapının iki yanında beyaz mermer kitabeler içinde renk renk kûfı yazı ile Arapça ve Süryanice yazılmış görmeye değer yazılar vardır ki insan hayran kalır. Tüm gezginler bunları okuyup bir büyü çıkarmaya çalışırlar. Halkı Halife Me’mun’un Mısır’dan getirdiği hazine ile bu kaleyi yaptırıp tüm hazinesini tılsımlayarak bu kapıda gizlediği kanısındadır. Batısında İskele kapısı, doğusunda Adana kapısı vardır. Kalenin içi 3 mahalledir. 300 toprak örtülü ev vardır. 15 mihrabının en güzeli ve süslüsü İbrahim Halife Camii’dir ki övgüsünde dil kısır kalır. Uzunluğu 200 ayaktır. İçinde summaki (ebruli, sert ve parlak değerli bir taş), ham mermer ve mermerden yapılmış 16 sütun üzerinde tonoz kubbeler vardır. Caminin iç duvarlarındaçepeçevreiki insan boyu yüksekliğinde renk renk summaki, ebru mermerler döşelidir. Mihrab ve minberindeki mermerler eşsizdir. Çok kıymetli halılar döşelidir. Kubbeleri renk renk kristal kandiller ile süslüdür. Her kubbe üzerinde alemler vardır. Ortasında Hz. Kaffah gömülüdür.

Eski Cami ise kiliseden bozmadır. Kapısı üzerindeki Süryanice kitabeden Hz. Pey-gamber’den 300 yıl önce yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu iki camiden gayrdan mescitlerdir. Tarsus’da ayrıca 6 medrese, 7 sıbyan mektebi, 2 hamam, 2 han ve 317 dükkân vardır. İbrahim Halife Camii’ne bitişik 80 dükkânlık kagir bina şehrin bedestenidir. Tüm sokakları kaldırımsızdır. Çünkü temiz kumluk yollar devamı »

Mersin Adına İlişkin Söylence

Köpekbalığı avından dönen balıkçılar tek başına yüzen irice bir balığa rastlar. Köpekbalığı sanarak onu da vururlar. Kıyıda, yağlarını almak için balıkların karınlarını yararken, son avladıklarının karnında Mersin yazdığını görürler. Oradaki yaşlılardan biri: “Bu, Tanrı’nın bize bir işaretidir. Bu balık köpekbalığı değil, Mersinbalığıdır ve sizler de Mersinliler’siniz”, der. Böylece yörenin adı Mersin kalır.
Bir söylenceye göre de Mersin adı, Kıbrıs Kralı’nın kızı Mirha (Myrrha)’dan gelmektedir. Tanrıça Afrodit’in lanetine uğrayan bu kız, babasına sevdalanmıştır.Dadısının bir düzeniyle onun yatağına girer. Kral bir gece yanındakinin kızı olduğunu anlar, kılıcıyla üstüne yürüyerek öldürmek devamı »

Eshab-ı Kehf Söylencesi

Eshab-ı Kehfe ilişkin söylenceler, Anadolu’nun pek çok yerinde anlatılır. Elbistan, Aydın, Diyarbakır ve Tarsus’ta aynı adı taşıyan mağaralar vardır. Söylence, o yörelerde de yaygındır. Tarsus’ta anlatılan biçimi şöyledir:

Tarsus’ta Dakyanus adlı bir kral yaşamaktadır. Kral, putlara tapmakta ve halkı da buna zorlamaktadır. Dakyanus’un Mernuş, Sezenuş, Debernuş, Yemliha, Makselmina ve Meslina adlı altı yardımcısı vardır. Bunlara danışmadan hiçbir iş yapmaz.
Kral gün geçtikçe güçlenir, zenginleşir. Sonunda kendini Tanrı saymaya başlar. Aksini söyleyenleri öldürtür.

Günlerden bir gün, Tarsus düşman saldırısına uğrar. Dakyanus bir türlü saldırıyı önleyemez ve ülke yağma edilir. Yemliha Dakyanus’un Tanrılığı’ndan kuşku duy maya başlar. Bir akşam arkadaşlarını toplar onlara, “Benim bir derdim var. Bu yeri-göğü kim durduruyor;ay, güneş bunca yıldır nasıl dönüp duruyor. Gökleri kim kurdu, yerleri kim döşedi? Bize kim can verdi diye gece gündüz düşünüp duruyorum. Ülkemize saldıran düşmanla bile başa çıkamayan Dakyanus bunları yapamaz. İnandım ki, bir Tanrı var. Dakyanus ve kendi elimizle yaptığımız putlar, hiçbir zaman Tanrı olamaz,” der. Arkadaşları da görüşünü paylaşırlar.

Toplantıyı gizlice izleyen kralın adamlarından biri, duyduklarını Dakyanus’a anlatır. Kral yardımcılarını çağırıp önce iyilikle sonra da ölümle tehdit ederek, bu düşüncelerinden vazgeçmelerini ister. O sıralar Ninova’ya gidecektir. “Ninova’dan döndüğümde de bu düşüncenizde direnirseniz sizi öldürtür, her bir parçanızı bir kapıya asarım,” der.

Kralın yokluğundan yararlanan altı arkadaş, yanlarına biraz yiyecek alarak gizlice kentten çıkar. Yencelüs adlı mağaraya doğru yol alırlarken karşılarına Kefeştetayyuş adlı bir çoban çıkar. Çobanın Kıtmir adlı bir de köpeği vardır. Söyleşirlerken, düşüncelerini öğrenen çoban da köpeğiyle birlikte, onlara katılmak ister. Hep birlikte Yencelüs Mağarası’na sığınırlar. Mağarada, “Tanrım bize yardım et. Senin adını her kulundan duyduğumuz gün canımızı al,” diye yakarırlarken uyku bastırır derin bir uykuya dalarlar. Gözleri açıktır ve vücutları sertleşmesin diye iki melek belirli aralarla onları sağa, sola çevirmektedir.

Dakyanus Ninova’dan gelince, onları öğrenir,onları aramaya koyulur. Mağarayı bulan askerler, yedi kişinin heybetlerinden korkuya kapılıp içeri giremez. Dakyanus kızar, ölümle tehdit ederse de bir yararı olmaz. Sonunda mağaranın ağzım örerek onları öldürmeyi düşünürler. Askerlerden biri içerdekilerin kimliklerini, başlarına gelenleri tunç bir levhaya işler, yanlarına bırakır. Mağaranın ağzı da taşla örülür.

Aradan üçyüz dokuz yıl geçer. Sürülerine sığmak arayan bir çoban mağarayı görür, ağzını açar. Açılır açılmaz uyuyanlar uyanıp.doğrulur. Bir gün, belki de daha az bir zaman uyuduklarını sanmaktadırlar. Karınları acıktığından Yemliha’yı ekmek almaya gönderirler. Fırıncı, çok eski olduğu için Yemliha’nın verdiği parayı almaz. Onun hazine bulduğunu sanır, krala haber verir. Kralın huzurunda olanları devamı »

Öküz Söylencesi

Bir zamanlar Anamur öküzlerinin çok iyi yüzücü olduğu, Anamur’ dan Kıbrıs’a yüzüp, geri döndükleri söylenir.

Çiftçilerden birinin iki öküzü, Kıbrıs’taki bir darı tarlasına dadanır. Kaşla göz arasında hemen denize atlar tarlayı talan eder dönerler. Bir gün Kıbrıslı çiftçi yazdığı bir pusulayı öküzlerin boynuna takar, sahibini uyarır. Anamurlu çiftçi her türlü önlemi alır ama başa çıkamaz.
Kıbrıslı çiftçi son çare olarak, o yıl hiç ürün alamayacağını anlatmak için, dipsiz iki şişeyi öküzlerin boynuna bağlar. Öküzler dönerken, şişelerden gelen suyu, burunları tıkanmasın diye içerler. Su yedikleri darıları şişirir, çatlayarak ölmelerine neden olur. Şişmiş gövdeleri bir zaman sonra Anamur önlerine gelir. Bir daha öküzlerin Kıbrıs’a geçtiğini kimseler göremez.

Ailece Günlük 20 TL’ye Tatil Yapma Fırsatı !

Son dönemde yaşanan ekonomik kriz nedeniyle birçok kişi ya tatil planlarını erteliyor ya da az maliyetli tatil yapmanın yollarını arıyor. sahibinden.com’un emlak ana grubunda yer alan, günlük 20 TL’den başlayan fiyatlarla kiralanabilen yazlık evler ve pansiyonlar, uygun fiyatları nedeniyle büyük ilgi görüyor. Haziran ayında bu ilanların görüntülenme sayısı bir önceki aya göre 3 kat arttı. Son yıllarda otellerin ön rezervasyonlara yaptığı indirim oranlarının artması ve bankalarla yapmış oldukları anlaşmalar sonucu sundukları cazip taksit seçenekleri nedeniyle birçok kişi tatil planlarını kış aylarında yapmaya başladı. Fakat son dönemde yaşanan ekonomik kriz nedeniyle uzun vadeli planlar yapamayan kişiler ya tatillerini erteliyor ya da az maliyetli tatil yapmanın yollarını arıyorlar. Tatillerini erteleyenler ek gelir olması adına sahip oldukları yazlık veya devre mülkleri kiraya verirken; az maliyetli tatil yapmanın yollarını arayanlar ise günlük ya da haftalık kiralanan yazlık ev veya pansiyonları tercih ediyor. Bu eğilim sonucu sahibinden.com’da bulunan yazlık ev ve pansiyon ilanlarının görüntülenme sayısı Haziran ayında bir önceki aya göre 3 kat arttı. Günlük, haftalık veya aylık olarak kiralanabilen devre mülkler, yazlık evler ve pansiyonlar; büyüklüğüne, bulunduğu bölgeye ve sahip olduğu olanaklara göre günlük 20 TL’den başlayan fiyatlarla ekonomik bir tatil alternatifi olarak öne çıkıyor. 20 TL’den başlayan günlük fiyatlar en fazla 250 TL’ye kadar çıkıyor. Antalya turları‘dan Ayvalık turları‘a, Saroz Körfezi’nden İçel’e kadar Türkiye’nin dört bir yanında her bütçeye uygun olan bu alternatiflere sahibinden.com aracılığı ile ulaşılabiliyor. Örneğin günlük 100 TL ödeyerek Bodrum turları‘un Turgutreis ilçesinde bulunan 2 +1 havuz başı dubleks bir dairede veya günlük 110 TL ödeyerek Kaz Dağları’nda bulunan 3 odalı bir devre mülkte tatil yapabiliyorsunuz

Ailece Günlük 20 TL’ye Tatil Yapma Fırsatıgünlük 20 tl tatilantalyada devamı »