tarihi yerler

HASANKEYF BATMAN

1981 yılından bu yana koruma altında olan HASANKEYF M.S. 4. yy’ da kurulmuş ve birçok medeniyet görmüştür. Dicle nehrinin kıyısında bulunan Hasankeyf yapılan baraj projesi nedeniyle tamamen sular altında kalacaktır. Bu güzel mekanın sular altında kalması tatil severleri ne kadar çok üzdüğünü tahmin edebiliyoruz.

HASANKEYF bölge olarak hem tarihi hem devamı »

Sivas soğuk çermik (Ahmet Turan)

otelpansiyonlari.com sitemizde bugün memleketimiz Sivas Soğuk Çermik (Ahmet Turan) kaplıcası hakkında yazalım, soğuk çermik resimleri paylaşalım. Bizim gittiğimiz zamanda (2007 yılı içerisinde) soğuk çermik havuz fiyatları ortalama kişi başı 4 TL ve extra bir ücret yoktu. Bu bölgeye son birkaç yıl içerisinde gitmediğimiz için güncel fiyatlar hakkında bilgimiz yoktur. İletişim numaralarından güncel fiyat bilgisini öğrenebilirsiniz.

Ahmet Turan

Asıl adı Ahmer Tarran olan Ahmet Turan Gazi bir Rum asılzadesidir. Battal Gazi’nin gücü karşısında Müslümanlığı kabul etmiş ve Battal Gazi’nin en yakın silah arkadaşlarından biri olmuştur.

Sivas halkı, onun Soğuk Ilıca yakınlarındaki bir savaş sırasında şehit düştüğüne inanmaktadır. Bu savaşta Abdülvehhab Gazi de bulunmaktadır. Her ikisi de diğer gazilerle birlikte akşama kadar savaşırlar. Rum kuvvetleri üstün geldiği için arkadaşlarını teker teker yitirirler. Sonra kendileri de şehit düşerler. Savaştan sonra şiddetli bir yağmur başlar. Ahmet Turan Gazi’nin cesedini bulup tanırlar. Bugünkü yerine defnederler. Abdülvehhab Gazi’nin vücudunu sel suları sürükleyip götürdüğü için bulamazlar.

Ahmet Turan hakkında bu kısa bilgi yeterlidir. Burada asıl amaç kurban kesmek ve adak adamaktır. Kurban Bayramı yaklaşmışken bizde özellikle Sivas ve çevresindeki illere oldukça yapın olan Ahmet Turan’ı tavsiye ediyoruz.

Bizim gezimizden birkaç resim (2007)

Türbenin bulunduğu bölgenin biraz aşağısından genel bir görünüm.

devamı »

KAPALIÇARŞI istanbul 500 Küsür Yıllık KAPALIÇARŞI

KAPALIÇARŞI  istanbul 500 Küsür Yıllık KAPALIÇARŞI

İstanbul’da, büyük camilerin çoğunun çevresinde, medrese, imaret gibi yapılarla birlikte muntazam çarşılar da inşa edildiği bilinmektedir. Cami külliyelerine dahil olan ve ‘arasta’ diye adlandırılan bu çarşıların bir kısmı Osmanlı’nın son dönemlerinde, önemli bir kısmı da İstanbul’daki Cumhuriyet sonrası altyapı çalışmalarında yıkılmıştır.

Bugün, bu çarşılardan, eski özelliğini de bir ölçüde koruyarak faaliyetine devam eden Eminönü’nde Yeni Cami bitişiğindeki Mısır Çarşısı, Sultan Ahmet Camii’nin kıble tarafındaki Arasta ya da Sipahi Çarşısı ve Bayazıt Camii’nin yanındaki Sahaflar Çarşısı kalmıştır. Laleli Camii’nin altında da, vaktiyle çarşı olarak inşa edilmemiş olmasına rağmen bugün eski doğu bloku ülkelerinden gelen turistlere giyecek satan dükkanların yeraldığı bir çarşı bulunmaktadır.

İstanbul’un tarihi çarşıları içinde en büyüğü ve en ünlüsü devamı »

Adana Arkeoloji Müzesi

Cumhuriyetin ilanından hemen sonra 1924 yılında kurulmuştur. Bu nedenle Türkiye’nin en eski ilk on müzesinden biridir. Müzede özellikle Gözlükule, Yumuktepe, Sirkeli ve Misis kazılarında çıkarılan, Çukurova’nın zengin tarihine ışık tutan özgün eserler yer devamı »

Kuşadası Kaplıcası – AYDIN

Kuşadası Kaplıcası Aydın İli, Kuşadası İlçesi, Davutlar Beldesi şehir merkezinde bulunmaktadır. Aydın İl Merkezine 70 km, Kuşadası’ na 17 km, İzmir’ e ise 120 km uzaklıkta bulunan kaplıca alanı yakın çevresinde yer alan Efes, Meryem Ana, Priene, Milet gibi tarihi ören yerleri ile Dilek Yarımadası Mili Parkı, Bafa Gölü, Şirince Köyü gibi doğal güzelliklere günübirlik mesafede bulunmaktadır.

Davutlar Beldesine ve kaplıca tesislerine karayolu ile ulaşım imkanları çok geniş ve elverişli olmakla beraber Muğla Dalaman Hava Alanı, İzmir Adnan Menderes ve Çiğli Hava limanları 1-1,5 saat mesafede olması sebebiyle hava alanı ulaşımı elverişlidir. Ayrıca yat ve yolcu gemisi trafiği yönünden önemli bir hudut kapısı olma niteliğini taşımakta olan 17 km mesafede ki Kuşadası Limanı ile deniz yolu ulaşımı sağlanmaktadır. Kuşadası limanı yaklaşık 650 yat kapasiteli yat limanı ile turist gemilerinin yanaştığı iki devamı »

ASKERİ MÜZE

II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Ahmed Muhtar Paşa kurmuştur. Aya İrini Kilisesi’nde açılan Askeri Müze’de Türk ordusunun çeşitli dönemlerine ilişkin giysiler, saıvaş kıyafetleri, ele geçirilen düşman sancakları, Türk sancakları, mızraklar, gürzler, kılıçlar, kalkanlar, zırhlar bulunmaktaydı. Büyük savaşlarla ilgili pek çok belge ve istanbul’un alınışında Halic’in ağzını kapatan kalın zincir, burada sergilenmekteydi. ikinci Dünya Savaşı sı rasında İstanbul’daki pek çok değerli müze eşyasıyla birlikte Askeri Müze’dekilerin büyük bir bölümü de Anadolu’ya taşmmış- tır. Askeri Müze, 1950′den sonra Harbiye deki I.Ordu Komutanlığı yapısına taşınmış-tır; daha sonra yeni ve büyük bir müzenin yapanına başlanmıştır. Yapım sürmektedir.Askeri Müze I .Ordu yapısının İstanbul Spor
ve Sergi Sarayı’na bakan yüzünde çok küçük bir devamı »

Eski Şark Eserleri Müzesi

Arkeoloji Müzesi yanındadır. 1963-1973 arasında çağdaş müzecilik anlayışına göre yeniden düzenlenmiştir. Buradaki yapıtlar, dört ana bölümde sergilenmektedir:
Mezopotamya: Sümer, Akad, Asur ve Babil uygarlıklarına ilişkin buluntular, Mezopotamya’nın gelişimini belgeleyecek biçimde tarihsel dizin içinde sergilenmektedir. Mühür koleksiyonu önemlidir.
Mısır: İÖ 3000-İS 600 arasındaki buluntular sergilenmektedir. Bunların bir bölümü 1894′te Hidiv Abbas Paşa’ca armağan edilmiş , bir bölümü de Anadolu kazılarında bulunmuştur. Yapıtlar arasında taş ya da tunç heykelcikler, ağaç lahidler, gömüt buluntuları vardır.
Anadolu: İlk Tunç Çağ, Hitit İmparatorluk Dönemi, Geç Hitit Dönemi buluntuları sergilenmektedir. Bunlar arasında Hat-tuşaş. Zincirli ve Karkamış kazılarında ortayaı çıkarılmış çok çeşitli yapıt bulunmaktadır.
Arabistan: Bu koleksiyonda Arabistan Yarımadası’mn İslamiyet öncesi kültürlerine ilişkin yapıtlar vardır.
Müzenin en değerli parçalan arasında Asur Kralı II. Salmanasar’ın heykeli, Hitit devamı »

istanbul türbeler

İstanbul Türbeler

I. MUSTAFA VE İBRAHİM TÜRBESİ: Ayasofya Camisi giriş kapısının sağındaki kubbeli, yalın yapıdır. Bir süre Bizans-lılar’ın vaftiz yapısı ve caminin yağhanesi olarak kullanılmıştır. İçerde 15 sanduka bulunmaktadır.
BARBAROS TÜRBESİ: Beşiktaş Mey-dam’nda, Barbaros Anıtı’nın karşısındadır. 1541′de Mimar Sinan yapmıştır. Sekiz köşeli, önü revakh, kubbeli, yalın bir yapıdır. Yapının içi renkli bezemelidir. Üstteki alçı pencereler vitraylıdır. Bahçesindeki 25 gö-mütte yakınları gömülüdür.
HÜSREV PAŞA TÜRBESİ: Fatih’te, Bali Paşa Camisi’nin karşısındaki sokaktadır. 1545′te Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Klasik üslupta, kesme taştan, sekiz köşeli bir yapıdır. Köşelerde, ince, yuvarlak sütunlar yer alır. Yüksek kasnağa oturan çubuklu kubbesi vardır. Pencereler işlemelidir. İçinde, Kanuni’nin sadrazamlarından Hüsrev Paşa’nın sandukası bulunmaktadır.
SOKULLU MEHMED PAŞA TÜRBESİ: Eyüp’tedir. XVI. yy’in önemli türbelerinden olup 1574′te Mimar Sinan yapmıştır. Çok köşeli, köşeleri ince sütunlu, kubbeli bir yapıdır. Sivri kemerli pencereler alçı kafeslidir. Türbede 17 sanduka bulunmaktadır.

II. SELİM TÜRBESİ: Ayasofya Camisi mezarlığındadır. Buradaki türbelerin en eskisidir. 1577′de Mimar Sinan yapmıştır. Ak mermerden sekiz köşeli yapının girişi ve duvarları değişik renkte çinilerle kaplıdır. Giriş, dört sütunlu, küçük kubbeli ve saçaklıdır. Ana mekânı örten büyük kubbe, 8 mermer sütuna oturmaktadır. Türbe mimarisinin seçkin örneklerinden olup, içinde 42 sanduka bulunmaktadır.

NİŞANCI MEHMED PAŞA TÜRBESİ: Atikali’de, caminin solundadır. Sekiz köşeli, kubbeli yapının 1592 tarihli yazıtı vardır. Burada, Nişancı Mehmed Paşa ve oğlu gömülüdür.

III. MURADTÜRBESİ: Ayasofya Ca-misi’nin mezarlığındadır. Mimar Davud Ağa, 1595′te yapmıştır. Mermer, altı köşeli yapının önünde dört sütunlu revak vardır. İçinin, tümü İznik çinileriyle süslüdür. Kapısı sedef kakmalıdır. Duvarları yazılar dolanmaktadır. Türbede III. Murad’m sandu-kasıyla birlikte 54 sanduka vardır.

SİNAN PAŞA TÜRBESİ: Beyazıt Meydanı yakınında, Yahya Kemal Müzesi karşısındadır. Mimar Davud Ağa, 1596′da Sadrazam Koca Sinan Paşa için yapmıştır. Dıştan on altı, içten sekiz köşeli, kubbeli, taştan bir yapıdır. Önünde, 1594 tarihli sebili vardır.

ŞEHZADELER TÜRBESİ: XVI. yy sonunda yapılmıştır. Ayasofya Camisi mezarlığındaki en küçük türbedir. Kesme taştan, sekiz köşeli bir yapıdır. Burada III. Murad’ın çocukları gömülüdür.

SİYAVUŞ PAŞA TÜRBESİ: Eyüp’te, Sokullu Türbesi karşısındadır. 1602′de Sadrazam Siyavuş Paşa için yaptırılmıştır. Dıştan on altı, içten sekiz köşeli yapının, iç duvarları renkli devamı »

İstanbul kuş evler

Türk mimarisinde kuş evleri Klasik Dönem Osmanlı mimarisiyle (XV. yy) birlikte ortaya çıkmış, XIX.yy sonlarına değin ulusal mimarinin ilginç bir ayrıntısı olarak sürmüştür.
Kuş evlerinin en güzel örnekleri İstanbul’un anıt yapılarında görülebilir. Yangınlar yüzünden günümüze ancak taş ve tuğladan yapılanları ulaşabilmiştir.
Kuş köşkü, kuş sarayı da denilebilen bu evler, yapıların bol güneş alan, sert rüzgârlardan korunaklı yüzlerine ve ulaşılamayacak yüksekliklere yerleştirilmiştir.
Kuş evlerinin bulunduğu yapılar çok çeşitlidir. Bunlara değişik yüzyıllardan şu örnekler verilebilir:
XVI. yy’dan Süleymaniye ve Bali Paşa camileri, Büyükçekmece Sokullu Mehmed Paşa Köprüsü.
XVII. yy’dan Yeni Cami.
XVIII. yy’dan Nuruosmaniye, Fatih, Laleli, Üsküdar Ayazma, Selimiye camileri; Çarşıkapı’da Kara Mustafa Paşa Medresesi, Saraçhane’de Hüseyin Paşa Medresesi ve Mektebi, Bayezid Seyyid Hasan Paşa Medresesi, Fatih’te Feyzullah Efendi Medresesi, Vezneciler’de Ragıp Paşa Mektebi, Ayasofya’da I.Mahmud Kütüphanesi, Laleli’de Sultan III. Mustafa Türbesi, Büyük Yeni Han, Laleli’de Çukurçeşme Hanı, Bayezü’ta Hasan Paşa Ham.
XIX. yy’dan Balat’taki kimi evler ve Darphane.
Her çeşit teknik kaygıdan uzak bu süsyapıları, mimari biçimleriyle iki gruba ayrılır. Birinciler, yapıların yüzünde tek ya da yan yana birkaç küçük delikten oluşur. Bunların dışa çıkıntısı ya çok azdır, ya da hiç yoktur. Süleymaniye Camisi, Yeni Cami ve Büyükçekmece Sokullu Mehmed Paşa Köprüsü’ndeki kuş evleri bu türe örnektir. İkinci gruptakiler, bulundukları yüzeyden çıkıntılı, özenle yapılmış evlerdir. Kimileri konsollar üstünde cumba gibi ileriye doğru uzanır. Yüzleri, kemerli kapı ve kafesli pencerelerle süslü, üstleri çatı ya da kubbeçiklerle örtülüdür. Kimileri de sütuncukların taşıdığı revaklarla çevrili, birbiri üstünde yükselen balkonlu çok katlı yapılardır.
Olağanüstü işçilikleriyle en görkemli kuş köşkleri, Üsküdar’daki Cedid Valide, Ayazma ve Selimiye camilerindekilerdir.
Cedid Valide Camisi’ndeki kuş köşkleri minareleri, yüksek kasnaklı devamı »

FATİH CAMİSİ ENEZ AYASOFYASI

FATİH CAMİSİ ENEZ AYASOFYASI Enez’in en önemli yapıtı olup, 1962′ye değin cami olarak kullanılmıştır. Günümüzde yıkıktır. Bizans Dönemi’nden olan yapı, oldukça büyüktür. Köşe duvarlı, haç planlı kiliseler grubundandır. Tonozlarla örtülü üç bölümlü giriş holünün (narthex) önüne, yine Bizans Dönemi’nde bir dış narteks eklenmiştir. Osmanlı Dönemi’nde narteks değiştirilmiş, sol bölüm odaya dönüştürülmüştür. İçte, planı oluşturan haçın batı kolu öbürlerinden uzundur. Yanında bu bölümden çifte kemerle ayrılmış uzun köşe odaları vardır. Yapının özgün biçiminde orta mekânın (naos) kasnaktı bir kubbeyle örtülü olduğu bilinir. Ancak, daha Bizans Dönemi’nde çöken kubbenin yerine XIX. yy’da ahşap tavan yapılmıştır. Yazılı kaynaklarda yapının XVIII. yy başlarında büyük bir onarım gördüğü bildirilmektedir. Kalem işi süslemeli ahşap tavanın, 1962′de yapılan incelemelerde var olduğu bilinmektedir. Günümüzdeyse orta bölümün üstü açıktır.

Yapının içinde, kimi yerlerde Bizans Dönemi’nden fresk kalıntıları ve süslemeli mermer frizler görülmektedir. Ayrıca, molozla örtülü orta bölümün de mozayikdöşeli olduğunu gösteren izler vardır.

Osmanlı Dönemi’nde, kuzeydeki kola kapı açılmış, güneydeki kpla da mihrap ve minber yerleştirilerek yapf camiye dönüştürülmüş, Fatih Camisi adını almıştır. Minare, sağda ana apsisle devamı »

karadeniz bölgesi gümüşhane bayburt

Gümüşhane, Karadeniz Bölgesi’nin, Doğu Karadeniz kesiminde merkezi denizden 1.400 m yükseklikte bulunan bir ildir.

38° 49′ile 40° 45 ‘doğu boylamları ve 39° 50′ile 40° 51′kuzey enlemleri arasında yer alan Gümüşhane; güneydoğu ve doğudan Erzurum’un Aşkale, Merkez ve ispir; kuzeydoğudan Rize’nin İkizdere; kuzeyden Trabzon’un Tonya, Maçka, Çaykara, Arsin, Araklı ve Sürmene: kuzeybatı ve batıdan Giresun’un Görele, Tirebolu ve Alucra; güneyden ise Erzincan’ın Refahiye, Merkez ve Çayırlı ilçeleriyle çevrelenmiş durumdadır.

İl topakları, kuzeydoğu ve doğudan Zigana, ve Soğanlı dağlarıyla; batıdan Balaban Dağlan ve uzantılarıyla; güney ve güneydoğudan ise Çimen, Sipikör, Otlukbeli, Kop ve Çoruh dağlarıyla sınırlanmıştır.

% 89′u tarıma elverişli nitelikte olan il topraklarının % 60′ını dağlar, % 29′unu platolar kaplamaktadır. Ovaların payı ise ancak % 11 dolayındadır.

GÜMÜŞHANE  YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ

Yeryüzü şekilleri çok engebeli olan Gümüşhane il topraklan, Çoruh, Yeşilırmak ve Doğu Karadeniz havzalarının kaynak alanı üzerinde yer alır. İl topraklarının yaklaşık % 60′ı dağlarla, % 29′u platolarla ve % 11′i de ovalarla kaplıdır. Gümüşhane’ nin kuzeyinde kalan Harşit Vadisi, denize yakın bölümü dışında, Doğu Karadeniz’in genç kıvrım dağlarıyla çevrelenmiştir. Güneyde kalan Kelkit ve Çoruh vadileri de Karadeniz Dağları ile İç Anadolu Sıradağları ve platoları arasına sıkışmıştır. Harşit Vadisi’nde kuzeyden güneye, Kelkit Vadisi’ nde batıdan doğuya ve Çoruh Vadisi’nde doğudan batıya doğru, çeşitli yükselti basamaklarından oluşan sekilere rastlanır.

Sekiler, Bayburt yöresi dışında birbirini daha sık olarak izler. Bu nedenle, Kelkit, Şiran, Merkez ve Torul ilçeleri çevresinde ovalık alanlar çok azdır. Ovalar genellikle, seki düzlüklerine sıkışmış durumdadır.

11 sınırları içinde kalan Yeşilırmak ve Çoruh havzalarını kuzeyden ve güneyden, derin vadilerle parçalamış yüksek plato düzlükleri kuşatır. Bir yeryüzü şekli olarak platolarla eş anlamlı olmalarına karşın, sosyo-ekonomik işlevleri açısından platolardan ayrılan yaylalık alanlar, ilde fazla yer kaplamaz.

DAĞLAR: Gümüşhane il alanı, kıyı kuşağından sonra birden yükselen Doğu Karadeniz Dağları’nın yüksek kesimleri ile, Çoruh ve Kelkit çöküntü oluklarını güneyden sınırlayan Anadolu’nun yüksek iç sıradağları üzerinde bulunmaktadır. Bu nedenle, Torul ve Kürtün yöreleri dışında, il topraklarının yükseltisi 1.000 m’nin üstündedir.

Birbirine koşut uzanan önemli dağ sıraları, yer yer açılıp devamı »

Lokman Hekim ve Şahmeran Söylencesi

Lokman Hekim ve Şahmeran Söylencesi

Çukurova ve çevre illerde çok yaygın olan Lokman Hekim ve Şahmeran söylencelerinin değişik bir biçimi de İçel’de anlatılır.

Lokman Hekim’in babası da kendisi gibi hekimdir. Ölmeden karısına bir defter verir ve “Doğacak çocuğumuz eşsiz bir hekim olacak. Bilgide yeryüzünde onu yenecek kimse çıkmayacak. Bu defteri, zamanı gelince ona ver,” der. Bir süre sonra kadının bir oğlu olur. Adını Lokman koyar. Çağına geldiğinde, tüm çabalara karşın okuma-yazmayı bile sökemez. Evin geçimini sağlamak için odunculuk yapmaya başlar.
Bir gün yine odunlarını satmış, yorgun argın eve dönerken canı dolaşmak ister, kır yoluna sapar. Bir inilti duyar. Dönüp baktığında insan başlı, ak, yılan gövdeli bir yaratık görür. Çok korkar. Yılan, “Ey insanoğlu, benden sakın korkma. Ben yılanların padişahı Şahmeran’ım. Yaralıyım, bana yardım edersen, bir gün bunun karşılığını mutlak öderim,” der. Lokman, onu kucağına alır, söylediği yoldan bir mağara önüne götürür. Yılan bir şeyler mırıldanır, mağaranın kapısı açılır. Burası eşsiz güzellikte bir yerdir. Mağarayı bekleyen kara yılan, Şahmeran’ı sarayına götürür. Burada bakılan Şahmeran kısa sürede iyileşir. Aradan kırk gün geçmiştir. Lokman artık eve dönmek istediğini söyleyince, Şahmeran gördüklerini kimseye söylememesini tembihler ve “Ölümüm insan elinden olacak, bunu biliyorum. Öldüğümü duyduğunda yapacağın şeyleri sana tek tek anlatacağım. Sakın unutma, dediklerimi aynen yapacaksın,” der. Neresinin hangi hastalığa iyi geleceğini, ilaçların nasıl hazırlanacağını bir bir anlatır.

Lokman eve döndüğünde bambaşka bir insan olmuştur. Tüm zamanını okumaya, yazmaya, öğrenmeye ayırmaktadır.

Aradan uzun bir zaman geçer. Şahmeran sarayındaki billur suda devamı »